Deloitte Türkiye, sektörün geleceğini masaya yatırdı: Demir çelikte yapısal değişim şart

Deloitte, ‘Değişim Zamanı: Demir Çelik Sektörü Analizi – 2008’ başlıklı raporunu yayımladı. Deloitte Türkiye Ekonomi Danışmanı Sinan Ülgen tarafından kaleme alınan rapor demir çelik sektörünün Türkiye’deki geleceğini ve AB’ye uyum sürecini tartışmaya açıyor. Çalışma, demir çelik sektörünün büyümesini sürdürmesi için neler yapması gerektiğine odaklanıyor.


Deloitte’un raporunda yassı demir çelik ürünlerindeki üretim yetersizliği ve uzun ürünlerdeki talep azlığından kaynaklanan yapısal bozukluğun düzeltilmesi ve AB’ye uyum sürecinin tamamlanmasıyla demir çelik sektörünün önünün açılacağı kaydediliyor.

Türk Demir Çelik sektörünün temel avantajları

Rapor, 25 milyon tonluk üretimiyle dünyada 11’inci, AB’de ise 3’üncü sırada bulunan Türkiye demir çelik sektörünün varolan sorunlarına rağmen dünya ölçeğinde giderek daha aktif bir oyuncu olacağını ortaya koyuyor. Bunun temel nedenleri arasında demir çelikteki küresel gelişmelerin Türkiye’nin lehine olması ve sektördeki işçilik maliyetlerinin, sunulan kaliteye oranla hayli düşük olması gösteriliyor.
Olumlu küresel gelişmelerin başında Çin ve Hindistan’ın düzenli olarak artan demir çelik talebi ve 1996 yılında AB ile yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması ile AB pazarının Türk ihracatçılarına açılmasının sonuçları geliyor. Örneğin, 2000 yılında 12.7 milyar avro ithalat gerçekleştiren AB ülkeleri 2006 yılında bu rakamı 30.1 milyar avro’ya yükseltmiştir. Bu ülkelere yaptığı ihracat 1.8 milyar avro düzeyine ulaşan Türkiye AB ülkelerinin dördüncü ana tedarikçisi konumundadır.

En temel sorun arz-talep dengesizliği

Deloitte Türkiye’nin çalışmasına göre, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde çözmesi gereken üç temel güçlük bulunuyor. Bunların ilki ve en önemlisi üretim profilindeki yapısal bozukluk. Bu, yassı ürünlerin üretiminin iç tüketimden daha az ve uzun ürünlerin üretiminin ise iç tüketiminden daha fazla olmasından kaynaklanıyor. Yassı ürünlerde üretim iç talebin yaklaşık yarısını karşılarken, uzun ürünlerde iç talebin yaklaşık iki katı üretim yapılıyor. 2006 yılı itibariyle uzun ürünlerdeki arz fazlası 8.8 milyon ton, yassı ürünlerdeki arz açığı ise 5.8 milyon ton seviyelerine yükseldi. Türkiye’de birçok demir çelik üreticisini uzun ürünlerde ihracata bağımlı hale getiren bu yapısal sorunun giderilmesiyle sektörün çok daha sağlıklı ve güçlü bir hale geleceği ifade ediliyor.

AB'ye uyumda ulusal yapılanma programı ve riskler

Sektörün AB müktesebatına uyum çerçevesinde, yapısal sorunlarını çözmeyi hedefleyen Ulusal Yapılanma Programı kamu yardımları ile uzun ürünlerde kapasitenin azaltılmasını, yassı ürünlerde ise kapasite artışını ve daha katma değerli ürünlere yönelimi hedefliyor.
Halen yeterince firmanın bu programa dahil olmamasının endişe verici olduğunu vurgulayan rapor, programa katılmanın artıları ve eksileri üzerinde duruyor. Programa dahil olmak en azından 2010 yılında kadar kapasite artışı yapmamak ya da bu konuda Avrupa Komisyonu’nun onayına tabi olmak anlamına geliyor. Öte yandan programın dışında kalan demir çelik işletmeleri de anti-damping ve anti-sübvansiyon soruşturmalarına maruz kalma riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Bir diğer risk de programın dışında kalan ve bir şekilde devlet yardımı almış firmaların aldıkları miktar kadarını faiziyle birlikte kamuya geri ödeme ihtimalinin bulunması. Çalışmada, Ulusal Yapılanma Programı’nın başarılı olması halinde sektörün yapısal dönüşümünü gerçekleştireceği ve geleceğe güvenle bakabileceği vurgulanıyor.
Raporda dikkat çekilen diğer bir durum ise, sektörün Gümrük Birliği’ne girişiyle birlikte AB’nin Ortak Gümrük tarifesini uygulamak durumunda kalması. Böylelikle Türkiye’nin üçüncü ülkelere yönelik anlaşmaları geçersiz olacak. Sektörü koruyan duvarlar ortadan kalkarken iç pazar ithalata daha açık hale gelecek ve kırılganlığı artacak.

Çevre normlarına uyum zamana yayılmalı

Deloitte raporu, demir çelik sektörünün AB kurallarına uyum bakımından karşılaşacağı diğer önemli bir sorunu da çevre düzenlemelerin getireceği yüksek maliyetler olarak gösteriyor. Yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalacak demir çelik işletmelerinin küresel rekabet güçlerinin azalabileceği vurgulanıyor. Çevre mevzuatına uyumun etkin bir şekilde ve zamana yayılarak çözülmesiyle hissedilecek olumsuz etkilerin daha az olacağı belirtiliyor.
Raporun sonuçlarını değerlendiren Deloitte Türkiye Üretim Grubu Lideri Gaye Şentürk şunları söyledi:
“Küresel pazarlarda artan rekabete karşın demir çelik sektörümüzün aktif bir oyuncu olduğunu gözlemliyoruz. Otomotiv, beyaz eşya, inşaat gibi sektörlerin gelişimi ve halihazırda üretim açığı bulunan yassı mamul pazarı sektör için büyüme fırsatları anlamına geliyor. Çin’in piyasa üzerindeki etkileri, enerji maliyetleri, teknik uzman açıkları, AB ile uyum sürecinde atılması gereken adımlar da sektörün ana gündem maddelerini oluşturuyor. Daha rekabetçi olmak için sektörün kendini sürekli yenileyen, geliştiren ve teknoloji ile bilgiye daha fazla değer veren bir yaklaşımı benimsemesi gerekiyor. Dünya ile rekabet ve entegrasyon sürecinde, bu alandaki uluslararası uzmanlığımızın firmalarımıza önemli katkılar yapacağına inanıyoruz..”

 
< Önceki   Sonraki >